Ey oğul!

Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldızla ve çeşitli yüzlerle süslenmiştir. Sureti nakışlıdır. Çirkin bir kadın gibi kaşı çekilmiş, yanakları boyanmış. İlk bakışta tatlı gelir, göze tazelik ve canlılık hayali verir; lâkin gerçekte o üzerine koku sürülmüş cifeye benzer.

 

 

Sineklerin ve kurtların içine dolduğu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o bir seraptır, Seker suretinde zehirdir. İçi harap ve çok kötüdür. Bu süsü ve hayâsızlığı ile söylenenlerin ve anlatılanların hepsinden serlidir.

 

Onun asiki sefih ve büyülüdür. Fitneye düşmüş, çıldırmış ve aldatılmıştır. Kim onun görünüşüne aldanırsa ebedi kayıp zehri ile zehirlenmiştir. Kim onun tazeliğine ve tadına bakarsa sonsuzluğa kadar pişmanlık duyar.

 

Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmuştur:

 

Dünya ve âhiret iki kuma gibidir; birini razı etsen, diğeri darılır.

 

 

 

Ey oğul!

 

Dünya nedir, bilir misin? Kadın, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz islerle uğraşmak...

 

Bütün bu sayılanlardan hangisi seni alıp Allah´tan başka şeylerle oyalayıp perdelerse, o dünyaya dâhildir.

 

 

 

Ey oğul!

 

Cenab-ı Hak sonsuz inayetinden sana nasip verdi. Bilhassa gençlik çağında sana tevbe nasip etti. Simdi bilmiyorum, o tevbede sebatlı mısın? Yoksa çeşitli müzahrefat ile şeytan seni azdırdı mı?

 

Tevbe üzerinde durup devam ettirmek zor görülebilir, zira çağ gençlik çağıdır. Dünya malına gelince, elde etme sebepleri çok ve kolaydır, bu manada arkadaşlarının çoğu da uygunsuzdur.

 

Sana tefekkür lazım

 

 

 

Ey oğul!

 

Önemle üzerinde duracağın iş, mübah şeylerin zaruri olan miktarı ile yetinmektir. Bu zaruri miktar da ibadetlerde kuvvet bulmak niyetiyle alınmalıdır.

 

Yenen yemekten maksat, ibadetin yerine getirilmesi için kuvvet kazanılması olmalıdır. Elbise giymekten maksat, avret yerini örtmek, sıcaktan ve soğuktan korumaktır. Bu ölçüyü diğer zaruri mubah islerde de devam ettirmelidir.

 

Sana tefekkür lâzım. Kalbe dayalı isleri yapmak gerek. Aksi halde yarın ziyandan ve pişmanlıktan başka bir şey elde edilmez.

 

Gençlik büyük fırsattır

 

 

 

Ey oğul!

 

İbadete yönelme vakti gençliktir. Akilli olan bu vakti kaçırmaz, fırsatı ganimet bilir. Zira is önemlidir. İnsan yaşlılık zamanına kalmayabilir. Kaldığını farz edelim, derlenip toparlanmak nasip olmaz. Böyle bir derlenip toparlanmanın mümkün olduğunu farz edelim, bir amel islemeye güç yetiremez. Zira o zaman, zaafın ve aczin bastırdığı zamandır. Hâlbuki su anda derlenip toparlanma durumu vardır, elde edilmesi kolaydır.

 

Hele anne-babanın hayatta olmaları Yüce Hakkin nimetlerinden biridir. Senin geçimini onlar üzerine almıştır. İşte bu mevsim fırsat mevsimidir. Güç ve kuvvetinin yettiği mevsimdir. Bugünün isini yarına bırakmak için su andaki durum nasıl bir özür olabilir? Ertelemeye ne gerek var? Resulullah (a.s.m.) bu manada söyle buyurmuştur: İşi erteleyen helak olur.

 

Evet, bugün ahirete ait islerle bir meşguliyet varsa, bu düşük dünyanın isini yarına bırakmak cidden güzel olur, tam bunun aksi ise pek çirkin bir şey olur.

 

Su zaman gençlik zamanıdır. Nefsin, şeytanın ve din düşmanlarının istilası zamanıdır. Bu zamanda yapılan az amele biçilen itibar, bu vakitlerden başka zamanlarda yapılan amellere biçilmez.

 

 

 

 

 

Ey oğul!

 

Varlıkların özü olan insanin yaratılmasındaki gaye, oyun ve oyuncakla eğlenmek, yemek ve içmek değildir. Onun yaratılmasındaki gaye, kulluk vazifelerini yerine getirmek, devamlı bir şekilde Allah´a iltica ve niyazda bulunmaktır.

 

Dinin anlattığı ibadetlere gelince, bunların edasından gaye, kulların faydası ve onların yararıdır. Bunlardan hiçbiri Cenab-i Hakkin yararına değildir, çünkü onun böyle bir şeye ihtiyacı yoktur.

 

Durum böyle olunca, onların edası memnuniyete sebep olmalıdır. Bu emirlerin yerine getirilmesi ve yasaklardan kaçınmak için koşmalı, çabalamalıdır.

 

Cenab-i Hak sonsuz zenginliği ile kullarına emir ve yasaklar yolundan ikramlar eylemiştir. Bu durumda bize düsen, tam manasıyla bu nimetlere şükretmektir. Memnuniyetin en üstün derecesi ile emir ve yasaklardan ne varsa hepsinin yerine getirilmesi için çaba harcamaktır.

 

 

 

Ey oğul!

 

Yalan söylediği defalarca denenmiş olan bir kimse, "Bu gece düşman hücum edecek" diye bir haber verecek olsa, bu haber üzerine o beldenin ileri gelenleri derhal savunma tedbirleri alır. Bu haberi veren kimsenin yalancı olduğunu bildikleri halde o belanın giderilmesi için çareler ararlar. Çünkü tehlike ihtimaline karşı dikkatli olmak lazımdır.

 

Hâlbuki, doğru haber veren Resulullah (a.s.m.) bütünüyle âhireti haber vermiştir. Durum böyle iken bu haberden kimse müteessir olmamaktadır. Eğer müteessir olsalardı, ondan korunma çareleri ararlardı. Kaldı ki, Resulullah Efendimiz ondan korunma çarelerini de göstermiştir.

 

O nasıl bir imandır ki, doğru haberciye yalan haberci kadar itibar etmiyor.

 

 

 

Ey oğul!

 

Nefis kendi özünde cimridir. İlâhi emirleri yerine getirmekten kaçar. Bunun için devamlı yumuşak konuşmalıdır. Yoksa mal ve mülk bütünüyle Allah´indir.

 

Kula asil layık olan zekâtı tam bir memnuniyetle vermektir. Yoksa nefsin arzularına uyarak ibadetin edasında tembellik edip ağırdan almak yakışmaz.

 

 

 

Ey oğul!

 

Dini hükümleri, fetvaları âhiret ulemasından sorup öğrenmek gerektir. Zira onların sözlerinde tesir vardır. Belki onlara sorulduğu için nefeslerinin bereketi ile amelde başarı hâsıl olur.

 

İlmi kendilerine makam vesilesi yapan dünya âlimlerinden kaçınmak gerekir.

 

Dünya adamlarıyla bizim ne isimiz var? Onlarla aramızda ne gibi bir münasebet olur ki, onların hayrı ve şerri üzerinde söz edelim.

 

 

 

Ey oğul!

 

Hayatinin en güzel zamanlan heva ve heveste geçti. Allah düşmanlarının rızasını kazanma yolunda geçip gitti. Simdi ömrünün sonu kaldı. Bugün de bunu Hakkin rızası istikametinde harcamazsak, o en güzel ömrün yerini doldurma isinde bir tedarik görmezsek, isterse pek az olsun, çekeceğimiz zahmeti ebedi rahata vesile bilmezsek, az sevap islemek suretiyle çok günahlarımıza kefaret ettirmezsek, yarın hangi yüzle Allah´in katına varacağız? Hangi çareye başvuracağız?

 

Bu tavsan uykusu ne zamana kadar sürecek? Bu gaflet pamuğu ne zamana kadar kulakta kalacak? Yakında basiret gözünden gaflet kalkacak, hiç şüphe edilmesin kulaktan bu gaflet pamuğu da gidecek, lâkin o zaman ne faydası olur? O zaman hasret ve pişmanlıktan başka bir şey olmayacak.

 

 

 

Ölüm gelmeden önce amel islemeye bak. Kabrinde yaslanacağın bir şey hazırlamalısın. Öncelikle itikadını düzeltmelisin. Sonra dini yönden zaruri bilgileri öğrenmelisin. Fıkıh kitaplarının açıkladığı şeyleri bilmeli ve amel etmelisin.

 

 

 

Ey oğul!

 

Fırsat ganimettir. Sağlık ve bos zaman ise iki ganimettir. Vakitlerini devamlı olarak Allah´in zikrine harcamak gerekir. Hangi amel olursa olsun, dinin emri istikametinde ise o zikre dâhildir, isterse alış veriş olsun.

 

Bütün hal ve hareketlerde dinin hükümlerine riayet etmek gerektir. Ta ki onların hepsi zikir ola... Zikir gafletin kovulmasından ibarettir. Bütün islerde emir ve yasaklara riayet edilirse, emirleri veren yasakları bildiren Zata karşı gaflet esaretinden kurtuluş nasip olur. O Yüce Hakkin da devamlı zikri hâsıl olur.

 

Hayat şeriat üzere olmalıdır

 

 

 

Ey oğul!

 

Düşük dünya süslerine aldanmaktan sakin. Bu fani saltanata kanmamaya dikkat et. Bütün hal ve hareketlerinde şeriata göre amel et. Hayat, temiz şeriat üzere olmalıdır.

 

Ehl-i Sünnet ve´l-cemaat âlimlerinin görüşlerine göre öncelikle itikadı düzeltmek gerekir. Bundan sonra himmet dizginlerini amele faydalı fıkıh hükümlerini yerine getirmeye sarf etmelidir.

 

Farzların edasında önemle durulmalıdır. Helal ve haram islerinde dikkatli hareket etmelidir. Farzların yanında nafile ibadetlerin durumu yolda bırakılmış ve itibardan düşmüş gibidir. Hâlbuki bu zamanda insanların pek çoğu nafile ibadetlere önem verip farzları harap bırakmaktadır. Nafile ibadetlere önem verip farzları da düşük ve itibarsız saymaktadırlar.

 

 

 

Ey oğul!

 

Bilmiş ol ki, ebedî kurtuluşun kolaylaşması için insana su üç şey mutlaka lâzımdır: İlim, amel, ihlâs.

 

İlim iki kısımdır: Birinci kısım, amel olup bunun izahını fıkıh üzerine almıştır.

 

İkinci kısım, bundan maksat mücerred itikat ve kalbi yakindir. Bunun tafsilatı kelâm ilmi üzerine yazılan kitaplarda vardır. Haliyle Ehl-i Sünnet ve´l-cemaatin görüsüne göre... Söyle ki: Bunlar fırka-i naciye olup, bunlara tabi olmadan hiç kimse için kurtuluş ümidi yoktur. Bunlara kil kadar muhalefet olsa, is tehlikeye girer, hem de ne tehlike!

 

Kul hakkini dünyada iken öde

 

 

 

Ey oğul!

 

Tam manasıyla kul hakkinin ödenmesi cihetine gidilmelidir. Bu yolda tam bir gayret gösterilmelidir. Ta ki, üzerinde hiç kimsenin hakki kalmaya. Çünkü bu dünyada hak ödemek kolaydır, yumuşaklıkla, tatlı dille helallik dilemek mümkündür; ama âhirette is zordur. Orada çare bulmak mümkün değildir.

 

 

 

Ey oğul!

 

Nefis, makam ve bas olmak sevdası üzerine yaratılmıştır. Bütün gayreti, akranı üzerine üstün gelmektir.

 

Bütün arzusu yaratılmışların hepsi kendisine muhtaç, emrine ve nehyine boyun eğmiş olmaktır. Kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmasını istemediği gibi, hiç kimsenin hükmü altına da girmek istemez.

 

Bütün bunlar ondan gelen uluhiyet davasıdır. Benzeri olmayan Yüce Yaratıcı ile ortaklık davasına girer. Mutlu olmaktan yana pek uzaktır.

 

Hatta ortaklığa bile razı olmaz. Yalnız kendisinin hâkim olmasını ister, başkasını istemez. Herşeyi hükmü altında görmek ister. Bir kudsî hadiste söyle buyrulur:

 

"Nefsine düşman ol, çünkü o Bana düşmanlığa saplandı.

 

 

 

Makam, reislik, yükselmek, büyüklenme hususunda nefsin isteklerini vermek suretiyle nefsi terbiyeye kalkışmak ona yardım olur ki, hakikatte Yüce Allah´a düşmanlıktır. Onu takviye etmek dahi bu mânâyadir. Bu isin çirkinliği ciddi bir şekilde idrak edilmelidir.

 

 

 

Bir kudsî hadiste Allah Teâlâ söyle buyuru:

 

 

 

"Kibriya ridamdır, azamet izarimdir. Bir kimse bunlardan birisi ile benimle nizaya tutuşmak isterse, onu ateşime atarim, haline hiç bakmam.”

 

 

 

Peygamberlerin gönderilmesinin hikmeti, nefs-i emmareyi âciz bırakıp onun yapısını tahrip etmektir. Dinî emirler nefsi arzuları kaldırmak için gelmiştir. Ne kadar dinî emir islenirse, o kadar nefsanî arzu zail olur.

 

 

 

Dinî hükümlerin birini yerine getirmek nefsanî arzuların izalesi için bin senelik riyazetten ve bu uğurda mücahededen daha faziletlidir.

 

 

 

Bu riyazet ve mücahede şeriat gereğince olmayınca nefsin arzusunu takviye ve teyit eder. Brahmanlar ve Hindular riyazet ve mücahedede hiçbir kusur islemezler, fakat şeriat dairesinde yapmadıkları için kendilerine hiçbir faydası olmaz.

 

 

 

Meselâ bir kimse dinin emrettiği zekât niyetiyle bir dinar verse, nefisten gelen bir arzu ile nefsin tahribi yolunda bin dinar harcamasından daha faydalıdır.

 

 

 

Ramazan Bayramında şeriatın emrine uymak maksadıyla oruç tutmayıp yemek, bir kimsenin kendiliğinden tuttuğu bin senelik oruçtan hayırlıdır.

 

 

 

Sabah namazının iki rekât farzını cemaatle kılmak sabah namazını cemaatle kılmayı bırakıp geceyi sabaha kadar ibadetle geçirmekten çok faziletlidir.

 

 

 

Hâsılı; nefsin, başkanlık, üstünlük, yükseklik taslamak hususundaki bos kuruntuların pisliklerinden kurtulmadıkça kurtuluş mümkün değildir. Onda ki bu hastalığın izalesi zaruridir. Tâ ki, ebedi ölümle yüz yüze gelmeye...

 

 

Okul Zil Programı

yilsoftzil

9786059223690
logo5

Esma-ül Hüsna

Ziyaretçi İstatistikleri

Bugün267
Dün465
Bu hafta2433
Bu ay7122
Hepsi751518