Münazarada Bayındır'a sorduğum ve fakat bir türlü cevap alamadığım sorular:
 
1. Kur'ân'ın bize kadar değişmeden geldiğine delilin nedir?
2. Kulların imtihan gereği olan fiillerini Allah Teala'nın bilmediği iddiasına delil getirdiğin Âl-i İmran, 140.edenleri bilsin diye..." buyurulur. Oysa kendin diyorsun ki "Allah içimizi, kalbimizi bilir.." O halde burada niçin Allah Teala zaten ayetinde "Allah iman bildiği bir konuda Uhud gibi çetin bir imtihana tabi tutmuştur mü'minleri?
3. Bu ayet Uhud sonrasında inmiştir. Allah Teala Bedir'de kimin mü'min, kimin kâfir olduğunu bilemedi mi ki, Uhud'da bir daha imtihan yaptı?
4. Kehf 80 ve devamı ayetlerde, öldürülen çocuk hakkında Allah Teala'nın onu "tahmin üzere" öldürdüğünü söylüyorsun. Eğer Allah Teala gerçekten o çocuğu "bilgi" üzere değil, "tahmin üzere" öldürdüyse, arkasından gelecek çocuk için de aynı durum söz konusu olmayacak mıdır?
5. Rumların 3 ila 9 yıl içinde galip geleceğini bilen ve bildiren Allah Teala'nın "insanın iradî fiillerini bilmediği"ni söylemek ne kadar inandırıcı? Rumlar'la Persler arasındaki savaş için "iradî olmayan fiillerle yapılmış bir savaştı" mı diyeceksin?
6. İddiana getirebildiğin tek delil, bazı ayetlerin zahir ifadesi. Bu, Kur'ân'ı anlama faaliyetinde doğru bir metot ise (tabii buna metot demek doğruysa), Kur'ân'daki her kelimeyi zahir/dış/yalın anlamıyla almak durumundasın. O zaman şu ayetlere mana ver: Rahman 39, Maide 109 vb. Bunlar ve münazarada zikrettiğim ve dahi zikretmediğim onlarca ayet, zahiriyle, ilgili diğer ayetlerle muaraza halindedir. Dolayısıyla ya zahirci tavrını devam ettirip "bu ayetleri de zahiriyle anlıyorum" diyecek ve bizzat Kur'ân'la çatışacaksın ya da "her ayeti zahiri üzere anlamak doğru değil" deyip, münazaranın esas konusunu teşkil eden meselede geri adım atacaksın. Nitekim Bayındır "mecburen" ikinci yolu tercih etti ve önce "Allah gaybı bilmez demedim" dedi; ardından da (münazarada da açıkça itiraf etmek zorunda kaldığı gibi) "Allah geleceği bilmez diyen yok" noktasına geldi. Bu nokta son derece önemli. Zira tartışmanın nasıl başladığı herkesin hafızasında: Telefondaki ses, "Yani Allah benim kiminle evleneceğimi bilmez mi?" diyor; Bayındır bu soruya şu soruyla karşılık veriyor: "Allah senin kiminle evleneceğimi bilse sana der mi "şununla evlen, bununla evlenme diye?"
 
Meselenin hasılı şu: Geldiğimiz noktada Bayındır, Allah Teala'nın,
1) Kimin mü'min, kimin kâfir, kimin münafık olduğunu,
2) İçimizden geçenleri,
3) Küllîsiyle, cüz'îsiyle her türlü işimizin akıbetini ("şae" fiilini açıklarken söylediklerini hatırlayın) bildiğini söylemeye başladı!
 
Şimdi sormak gerekmez mi Abdülaziz Bayındır'a: Allah neyi bilmiyor???
 
Ebubekir Sifil Hocaefendi

Okul Zil Programı

yilsoftzil

9786059223690
logo5

Esma-ül Hüsna

Ziyaretçi İstatistikleri

Bugün35
Dün299
Bu hafta1037
Bu ay4622
Hepsi788954