Aşağıda "Bu ayeti nasıl anlamamız gerekir" tehlikeli sözününe bir örnek var. Kur'an ve sünnetteki insan aklının kabul etmediği mucizevi olayları direk inkar edemeyip, işittik ve itaat ettik diyecek yerde bu ayeti nasıl anlamalıyız diyerek "Kur'ani kendisine iman ettiren" din cahillerinin şerrinden Allaha sığınırız. 

 

 

Maide sure sinin 111den 115. ayetinde konu edilen, Hz. İsa'ya havarilerinin talebi ile Allah'a dua ederek istemiş olduğu sofrayı nasıl anlamamız gerekir.

 

Muhammed Esed (tefsir)

111. VE [hatırla o vakti ki] beyazlara bürünmüş olanlara, (136) "Bana ve Benim Elçim'e inanın!" diye vahyetmiştim. Onlar, "Biz inanıyoruz; ve şahit ol ki kendimizi [Sana] teslim etmişiz!" diye cevap verdiler. 

                    136 - Yani, Hz. İsa'nın havarilerine (bkz. sure 3, not 42).      
 
112. [Ve] o zaman beyaz elbiseliler, "Ey İsa, ey Meryem'in oğlu!" dediler, "Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir miydi?" (137) [İsa] cevap verdi: "Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun, eğer [gerçek] müminler iseniz!" 

                    137 - Kur'an'ın genel kabul görmüş olan kıraat şeklinde, bu ifade, hel yestetî‘u rabbuke, yani, "Rabbinin gücü yetebilir mi?" yahut "yeter miydi?" yahut "muktedir midir?" şeklindedir. Ancak bu kıraat şekli, zahiren, Allah'ın dilediği herhangi bir şeyi yapabilme kudreti ile ilgili esaslı bir şüpheyi (ki, Kur'an'da Hz. İsa'nın havarilerinin sağlam müminler olarak tanımlanmaları ile uyuşmayan bir isnad) îma edebileceğinden, müfessirlerin çoğunluğu, havarilerin bu sorusunu, bir kimsenin başka birine "Benimle gelir misin?" diye sormasına benzetirler -ki bu, sorulan kişinin gitme kudreti ile ilgili bir şüpheyi değil, tersine gitme arzusu ile ilgili bir belirsizliği yansıtır (karş. bu konuda Taberî, Beğavî, Râzî, Râğıb, ayrıca Menâr VII, 250 vd.) Ancak Hz. Peygamber'in önde gelen birçok sahâbîsi'nin -Hz. Ali, İbni ‘Abbâs, Hz. Ayşe ve Mu‘âz b. Cebel- sözkonusu ifadeyi "Rabbinden isteyebilir miydin?" şeklinde çevrilebilecek olan hel testetî‘ rabbeke olarak okudukları gerçeği ile ilgili bazı delillere sahibiz (Taberî, Zemahşerî, Beğavî, Râzî, İbni Kesîr): Bu, havarilerin Hz. İsa'nın Allah'tan yukarıdaki talepte bulunabilme kudreti (kelimenin manevî anlamıyla) hakkındaki tereddütlerini yansıtan bir kıraattır. Genel kabul gören hel yestetî‘ rabbuke şeklindeki kıraati reddeden Hz. Ayşe'nin, "İsa'nın havarileri, Allah'ın dilediği şeyi yapıp yapamayacağının sorulamayacağını iyi bilirlerdi: onlar, sadece [İsa'ya], ‘Rabbinden dileyebilir misin?' diye sordular" dediği rivayet edilmiştir (Râzî). Ayrıca Mustedrek'de nakledilen bir Hadis'e göre, Mu‘âz b. Cebel, Hz. Peygamber'in kendisine hel testetî‘ rabbeke ("Rabbinden dileyebilir miydin?") kıraatini öğrettiğini kesin bir dille belirtmiştir. Bana göre delillerin ağırlığı ikinci şıkka işaret etmektedir: ama daha yaygın kıraatı gözönüne alarak ibareyi yukarıdaki şekilde çevirdim. Havarilerin bir gök "sofra"sı (mâide, bu sureye ismini veren kelime) istemeleri -ve arkasından Hz. İsa'nın duası- konusuna gelince, bu, Hz. İsa'nın (Rabb'in: Lord's) Duasında (karş. Matta vi, 11) yer alan günlük yiyecek isteğinin bir yansıması olabilir. Çünkü dinî terminolojide insana gelen her fayda, "gökten gönderilmiş" -yani, Allah tarafından gönderilmiş- sayılır, bu fayda insanın kendi çabasıyla ortaya çıkmış olsa bile. Ancak, diğer taraftan, havarilerin "sofra"yı isteme şekilleri -ve özellikle onların bir sonraki ayette verilen açıklamaları- daha çok Allah'tan imanlarını "kabul ettiği"ni gösterecek bir mûcize istediklerine işaret ediyor gibidir. (Bkz. ayrıca bir sonraki not.) 

     
 
113. Onlar, "Biz ondan nasiplenmek isteriz, ki kalplerimiz sükûnete ulaşsın, bize hakikati söylediğini bilelim ve biz ona şahitlik yapanlardan olalım!" dediler.     
 
114. İsa, Meryem'in oğlu, "Ey Allah'ım, ey Rabbimiz!" dedi, "Gökten bize bir sofra gönder: o, bizim için -ilkimizden sonuncumuza kadar- sürekli tekrarlanan bir ziyafet ve senden bir işaret olacaktır. Ve bize rızkımızı ver, zira Sen rızık verenlerin en iyisisin!"     
 
115. Allah, "Şüphe yok ki" dedi, "Ben onu size [her zaman] gönderirim. (138) Ve bu şekilde, hanginiz bundan sonra [bu] hakikati inkar ederse, bilin ki onu bu dünyada benzerine [daha] hiç kimseyi çarptırmadığım bir azaba çarptıracağım!" 

                  138 - İnnî münezziluhâ (lafzen, "Ben onu gönderiyorum") ibaresindeki münezzil gramer kalıbı, sürekli tekrarlanan bir bağışa -ki bu sürekliliği parantez içindeki "her zaman" kelimesiyle ifade ettim- işaret eder. Allah'ın süreklilik arzeden bu maddî ve manevî rızık vericiliğinin vurgulanması, O'nun, bu açık hakikati -insanın kendi kendine yeterli ve bağımsız olduğunu küstahça varsayarak- inkar edenlere lânetinin şiddetini açıklamaktadır: ayrıca Allah'ın varlığının "delil"i olarak bir mucize gösterilmesi talebinin kınandığına işaret eder. 

Okul Zil Programı

yilsoftzil

9786059223690
logo5

Esma-ül Hüsna

Ziyaretçi İstatistikleri

Bugün29
Dün266
Bu hafta1662
Bu ay7373
Hepsi772774